By Deniss

Kaptanın Seyir Defteri

Ana Sayfa » Guncel » Cumhuriyetimizin 88. Yılı Kutlu Olsun.

Cumhuriyetimizin 88. Yılı Kutlu Olsun.

Ekleyen By Deniss Tarih Ekim - 29 - 2011 0 Yorum

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun. Bu vesile ile atalarımıza ait olan efsanalerden bunların unutulmaması için derlemeler alıntılar yapmak istiyorum.

Orta Asya’da yaÅŸayan Türk toplulukları arasında dünya ve insanın yaratılışı hakkında birçok efsane saptanmıştır. Bu efsaneler yakın çaÄŸlarda derlendikleri için İslamlık, Hıristiyanlık, Budizm, Maniheizm gibi dinlerden etkiler taşımaktadırlar. Ancak bunlar genel yapısıyla erken dönem Türk mitolojisinin izlerinin görüldüğü önemli ürünlerdir.
AÅŸağıda, Altay Türkleri’ne ait iki yaratılış efsanesi verilmiÅŸtir. Bu iki efsane temel olarak birbirlerine benzerler; ama ayrıldıkları noktalar da vardır; aralarındaki farkları, okuyunca anlayacaksınız. İlk efsane W. Radloff tarafından saptanmıştır; ikinci efsane ise V. Verbitskiy tarafından saptanmış olup ilk efsaneden daha deÄŸiÅŸik bir söyleyiÅŸe sahiptir. İki efsanede de tek bir yaratıcı Tanrı vardır. Birinci efsanede Tanrı; Kayra Kan, Kuday ve Kurbustan adlarını taşırken, ikinci efsanede Ülgen, Bay-Ülgen adlarına sahiptir. İki efsane de dış etki (Çin ve İran) taşırlar.

Bu yaratılış efsanelerinde İran mitolojisinin ile Mani dininin etkisinin olduÄŸu görülmektedir. İkili düşünce ilkesi (dualizm) İran mitolojisinin en önemli özelliÄŸidir. İran mitolojisinde Hürmüz, iyilik ilahıdır ve gökte oturur; Ehrimen ise yeraltında karanlıkların ilahıdır. Aynı durum Altay Türkleri’nin yaratılış destanlarında da vardır. Altay yaratılış destanlarında da Tanrı Kuday gökte oturur, Åžeytan Erlik ise yer altında. Ama Erlik, Tanrı deÄŸildir; yalnızca güçlü bir körmös’tür (ÅŸeytan). Türk Tanrı düşüncesi, İran mitolojisindeki ikili ilah sistemini tek ilahlı sisteme çevirmiÅŸtir.

İran mitolojisinde Hürmüz, birçok yaratık yaratır ve Ehrimen de bunların bir bölümünü kendisine vermesini ister; ama olumsuz yanıt alır. Aynı durum Altay yaratılış efsanesinde de söz konusudur. Tanrı Kuday (Ülgen) da birçok yaratık yaratır ve Erlik bunların bir kısmını kendine ister ama Tanrı bunu reddeder.

Altay yaratılış destanlarında, herÅŸeye gücü yeten ve günümüzdeki Tanrı inancının aynısı olan bir inanış yoktur. Altay yaratılış destanlarında Tanrı’ya yaratma eyleminde kimi varlıklar yardım eder (mesela Ak Ene ve KiÅŸi yani Erlik). Bu yüzden bu efsanelerde her ÅŸeye kaadir bir Tanrı imajı yerine, yaratma eyleminde çeÅŸitli varlık ve nesnelere baÅŸvuran bir ilah portresi çizilmiÅŸtir.

Verbitskiy’in saptamış olduÄŸu yaratılış efsanesinde (aÅŸağıdaki ikinci efsane) balığın dünya ile ilgili simgeselliÄŸine yer verilmiÅŸtir. Bu efsaneye göre dünyanın altındaki üç balığın, dünyanın dengesini saÄŸlamada rolü vardır. Burada balığa kutsallık verilmiÅŸ ve dünyanın dengede durmasının simgesi olmuÅŸtur. Bu özellik eski Hint mitolojisinde de vardır. Balığın burada kullanılması aynı zamanda onun insanın yaratılışının, yaÅŸamın yeniden doÄŸuÅŸunun, bolluk ve bereketin simgesi olmasından ileri gelmiÅŸtir. Kimi araÅŸtırmacılar göre Kırım Türkleri de benzer biçimde, dünya okyanusunda büyük bir balık bulunduÄŸunu ve balığın üzerinde boynuzlarıyla dünyayı taşıyan bir boÄŸa olduÄŸunu ileri sürerlerdi.

Altay yaratılış efsanelerinin bazı kahramanları yabancı adlar taşırlar; mesela MangdaÅŸire, Åžal-Yime, May-Tere vb. Bu efsanelerin bazı motifleri de Eski Türk kültüründe bulunmamaktadır. Mesela Tanrı’nın gökte oturması, yaratma eyleminde nesne ve kiÅŸilere baÅŸvurması, Ak-Ana, Tanrı’nın insanlarla doÄŸrudan konuÅŸması …gibi. Altay yaratılış efsanelerinde, Türk destanlarındaki güçlü yapı ve görkem de yoktur. Ergenekon Destanı ile karşılaÅŸtırılmaları bile bunu kolayca gözler önüne serer.

Aşağıda iki yaratılış efsanesi de yer almaktadır.

Yeriding Pütkeni (Yerin Yaratılışı)

Herşeyden önce su vardı. Yer, ay, gök, güneş yoktu. Tanrı (Kuday) ile Kişi vardı. İkisi de birer kara kaz gibi su üzerinde uçuyorlardı.

Tanrı bir ÅŸey düşünmüyordu. KiÅŸi, yel çıkarıp suyu dalgalandırdı; Tanrı’nın yüzüne su sıçrattı. Bunu yapınca da kendisinin Tanrı’dan güçlü olduÄŸunu sandı; daha yüksekte uçmak istedi. Ama uçamadı; suya düşüp dibe battı. BoÄŸulmak üzereydi. “Bana yardım et!” diye bağırıp Tanrı’dan yardım istedi.

Tanrı “Yukarı çık!” dedi, o da sudan çıkıverdi. Sonra Tanrı, “SaÄŸlam bir taÅŸ olsun!” dedi. Suyun dibinden bir taÅŸ yükseldi. Tanrı ile KiÅŸi, taşın üzerine oturdular. Tanrı, KiÅŸi’ye “Suya dal, suyun dibinden toprak çıkar!” diye buyruk verdi. KiÅŸi, Tanrı’nın buyruÄŸunu yerine getirdi. Suyun dibinden çıkardığı toprağı Tanrı’ya götürdü.

Tanrı, KiÅŸi’nin getirdiÄŸi toprağı suyun üzerine serperken “Yer olsun !” diye buyurdu. Buyruk yerine geldi, yeryüzü yaratıldı. Tanrı, yine KiÅŸi’ye “Suya dal, suyun dibindeki topraktan çıkar !” diye buyruk verdi. KiÅŸi, suya daldığında, bu kez kendim için de toprak alayım diye düşündü. İki avucuna da toprak doldurdu; bir avucundakini Tanrı’dan gizlemek için aÄŸzına attı. DileÄŸi, Tanrı’dan gizli kendine göre bir yer yaratmaktı. Avucundaki toprağı getirip Tanrı’ya uzattı. Tanrı, toprağı suyun üzerine serpip geniÅŸlemesini buyurdu. O’nun suya serptiÄŸi toprak gibi, KiÅŸi’nin aÄŸzındaki toprak da büyüyüp geniÅŸlemeÄŸe baÅŸladı. KiÅŸi korktu; soluÄŸu kesildi, öleyazdı. KaçmaÄŸa baÅŸladı. Ancak, nereye kaçsa yanı başında Tanrı’yı buluyordu. O’ndan kaçamıyordu. Çaresiz kaldı, Tanrı’ya yalvarmaÄŸa baÅŸladı: “Tanrı! Gerçek Tanrı! Bana yardım et”.

Tanrı, KiÅŸi’ye “AÄŸzındaki toprağı ne için sakladın” dedi. KiÅŸi, “Kendime yer yaratmak için saklamıştım” diye yanıt verdi. Tanrı da, “Öyleyse at aÄŸzından ve kurtul” dedi. KiÅŸi’nin aÄŸzındaki toprak yere dökülürken küçük tepeler oluÅŸtu. Tanrı, “Artık sen günahlı oldun” dedi, “Bana karşı geldin. Kötülük düşündün. Bundan sonra sana uyanlar, senin gibi kötülük düşünenler senin gibi kötü kiÅŸi olacak; bana uyanlar ise iyi ve pak kiÅŸiler olacak, güneÅŸ ve aydınlık yüzü görecek. Ben, gerçek Kurbustan adını almışımdır; bundan sonra senin adın da Erlik olsun. Günahlarını benden saklayanlar senin adamın olsun, günahlarını senden saklayanlar benim adamım olsun”.

Yeryüzünde, dalsız budaksız bir aÄŸaç yeÅŸerdi. Tanrı, bu dalsız budaksız aÄŸaçtan hoÅŸlanmadı. “Dalları, yaprakları olmayan aÄŸaca bakmak güzel deÄŸil. Bu aÄŸacın dokuz dalı olsun!” dedi. Dalsız budaksız aÄŸaç birden dokuz dallı oldu. Tanrı, “Dokuz dalın herbirinin kökünden, birerden dokuz kiÅŸi türesin; bunlar dokuz ulus olsun!” dedi.

Erlik, bunlar olurken büyük bir gürültü duydu. Nedir acaba diye düşündü. Tanrı’ya gürültünün nedenini sordu. Tanrı, “Ben bir kaganım, sen de kendince bir kagansın. İşittiÄŸin gürültüyü yapanlar benim ulusumdur!” dedi. Erlik, Tanrı’dan bu ulusu kendisine vermesini istedi. Tanrı, “Olmaz!” diye karşıladı; “Sen git kendi iÅŸine bak!”.

Erlik’in canı sıkıldı. Hele bir gidip ÅŸu insanları göreyim diyerek kalabalığın yanına vardı. Orada insanlardan baÅŸka yaban hayvanları, kuÅŸlar ve daha nice yaratıklar vardı. Erlik, Tanrı bunları nasıl yarattı acaba, bunlar ne yer, ne içerler diye düşündü. O düşüne dursun, insanlar aÄŸacın yemiÅŸlerinden yemeÄŸe baÅŸlamışlardı. Erlik baktı ki, insanlar aÄŸacın yalnızca bir yanındaki yemiÅŸleri yiyorlar, öte yandakilere ellerini sürmüyorlar. İnsanlara bunun nedenini sordu. İnsanlar, ÅŸu yanıtı verdiler: “Tanrı bize ÅŸu yandaki dört dalın yemiÅŸini yemeÄŸi yasakladı. Biz yalnızca Tanrı’nın izin verdiÄŸi, aÄŸacın gündoÄŸusundaki yemiÅŸlerden yiyoruz. Åžu gördüğün yılan ile köpek, yasak yandaki yemiÅŸleri yemememiz için bekçilik ediyor. Bundan sonra Tanrı göğe çıktı. BeÅŸ dalın yemiÅŸi de bizim aşımız oldu”

Bu yanıt, Erlik’i sevindirdi. Erlik Körmös, insanlardan Törüngey denilen erkeÄŸe yaklaÅŸtı. Ona “Tanrı size yalan söylemiÅŸ. Asıl, yasakladığı yemiÅŸlerden yemeniz gerekir. Onlar daha tatlıdır. Bir deneyin; göreceksiniz” dedi. Erlik, uyumakta olan yılanın aÄŸzına girdi; aÄŸaca çıkmasını söyledi. Yılan, aÄŸaca çıkıp yasak yemiÅŸlerden yedi. DoÄŸanay’ın karısı Eje, yanlarına geldi. Erlik, Törüngey ile Eje’ye de yasak yemiÅŸlerden yemelerini söyledi. Törüngey, Tanrı’nın sözünü tutarak yasak yemiÅŸlerden yemedi. Karısı Eje dayanamadı, yedi. YemiÅŸ çok tatlı idi. Alıp kocasının aÄŸzına sürdü. Törüngey ile Eje’nin tüyleri birden döküldü. Utandılar. Kaçıp, herbiri bir aÄŸacın ardına saklandılar.

Derken Tanrı geldi. Bütün ulus, kaçışıp bir köşeye gizlendi. Tanrı, “Törüngey! Törüngey! Eje! Eje! Neredesiniz” diye haykırdı. Törüngey ile Eje “AÄŸaçların arkasındayız” dediler, “Karşına çıkamıyoruz, utanıyoruz”. Sonra, olanları bir bir anlattılar. Tanrı, bildiÄŸi ÅŸeyleri duymanın öfkesi içinde herbirine ayrı cezalar verdi. “Åžimdi sen de Körmös’ten (Åžeytan’dan) bir parça oldun” diyerek yılana verdi ilk cezayı. “İnsanlar sana düşman olsun; seni görünce vurup, ezip öldürsünler!” dedi. Eje’ye döndü, “Sen, Körmös’ün sözüne uydun. Yasak yemiÅŸi yedin. Cezanı çekeceksin. Çocuk doÄŸuracaksın. DoÄŸururken de acı çekeceksin. Sonunda öleceksin, ölümü tadacaksın”. Törüngey’e de şöyle diyerek cezasını verdi: “Körmös’ün aşını yedin. Benim sözümü dinlemedin, Körmös Erlik’in sözüne uydun. Onun adamları onun dünyasında yaÅŸar, karanlıklar dünyasında bulunur. Benim ışığımdan yoksun kalır. Körmös bana düşman oldu; sen de ona düşman olacaksın. Benim sözümü dinleseydin, benim gibi olacaktın. DinlemediÄŸin için dokuz oÄŸlun, dokuz da kızın olacak. Bundan sonra ben, insan yaratmayacağım. Artık, insanlar senden türeyecek.”

Tanrı, Erlik’e de kızdı. “Benim adamlarımı niçin aldattın ?” diye sordu öfkeyle. Erlik “Ben istedim, sen vermedin” dedi, “Ben de senden çaldım. Artık, hep çalacağım. Atla kaçarlar ise düşürüp çalacağım. İçip içip esrirler (sarhoÅŸ olurlar) ise birbirlerine düşürüp döğüştüreceÄŸim. Suya girseler, aÄŸaçlara çıksalar bile yine çalacağım”. Tanrı da, “Öyleyse; dokuz kat yerin altında ayı, güneÅŸi olmayan karanlık bir dünya vardır. Seni oraya atıyorum” diyerek Erlik’i cezalandırdı. Her ÅŸey bitince, bütün insanlara birden şöyle dedi: “Bundan sonra kendi yemeÄŸinizi kendiniz kazanacak, gücünüzle elde edeceksiniz; benim yemeÄŸimden yemek yok. Artık, yüz yüze gelip sizinle konuÅŸmayacağım. Bundan sonra size May-Tere’yi göndereceÄŸim”.

May-Tere, insanlara birçok ÅŸey öğretti. Arabayı da May-Tere yaptı. Ot köklerini, yenilebilecek otları insanlara öğretti. Erlik, May-Tere’ye yalvardı: “Ey Gök OÄŸul, bana yardım et. Tanrı’dan izin dile. Yanına çıkmak istediÄŸimi söyle. Yardım et bana”. May-Tere, Erlik’in dileÄŸini Tanrı’ya iletti. Tanrı aldırış etmedi. May-Tere, altmış yıl yalvardı. Sonunda Tanrı, Erlik’e haber gönderdi: “Düşmanlıktan vazgeçersen, insanlara kötülük etmezsen sana izin veririm, yanıma gelirsin!” Erlik, söz verdi. Tanrı’nın katına çıktı. BaÅŸ eÄŸdi. “Beni kutsa. Bana izin ver, ben de kendime gökler yapayım” diye yalvardı. Tanrı, izin verdi. Erlik, kendisi için gökler yaptı. Adamlarını topladı, yaptığı göklere yerleÅŸtirdi; kendisi de baÅŸlarına geçti. Çok kalabalık oldular. Tanrı’nın en sevgili kullarından olan MangdaÅŸire, bu duruma çok üzüldü. Üzüntü içinde düşündü: “Bizim öz kiÅŸilerimiz yeryüzünde sıkıntı çekip yoruluyor. Erlik’in adamları ise, göklerde keyfedip duruyor.” MangdaÅŸire, bu üzüntü içinde Erlik’e savaÅŸ açtı. Erlik, daha güçlü çıktı. AteÅŸ ile vurup MangdaÅŸire’yi kaçırdı. MangdaÅŸire, Tanrı’nın katına çıktı. Tanrı, “Nereden geliyorsun?” dedi. MangdaÅŸire, “Erlik’in adamlarının gökte oturması, bizim adamlarımızın ise yeryüzünde binbir güçlük içinde yaÅŸamaları ağırıma gitti. Erlik’in yandaÅŸlarını yere indirmek, göklerini başına yıkmak için Erlik’le savaÅŸtım. Gücüm yetmedi, o beni kaçırdı” diye yanıt verdi. Tanrı, üzülmemesini söyledi. “Erlik’e benden baÅŸka kimsenin gücü yetmez” dedi, “Erlik’in gücü senden çoktur. Ama gün gelecek, senin gücün Erlik’in gücünden üstün olacak”. MangdaÅŸire’nin yüreÄŸi serinledi, rahat rahat uyudu.

Gün geldi, MangdaÅŸire güçleneceÄŸini anladı. O gün Tanrı, MangdaÅŸire’yi yanına çağırdı. “Var git. Güçlendin artık. Erlik’in göklerini başına yıkacak güce kavuÅŸturdum seni. DileÄŸine ereceksin” dedi, “Sana, kendi gücümden güç verdim”. MangdaÅŸire ÅŸaşırdı: “Yayım yok, okum yok. Kargım yok, kılıcım yok. Kupkuru bir bileÄŸim var. Yalnız bilek gücüyle Erlik’i nasıl yok edebilirim?”. Tanrı, MangdaÅŸire’ye bir kargı verdi. MangdaÅŸire, kargıyı alıp Erlik’in göklerine gitti. Erlik’i yendi, kaçırdı; göklerini kırdı geçirdi. Erlik’in gökleri parça parça oldu, yeryüzüne döküldü. O güne deÄŸin dümdüz olan yeryüzü, o günden sonra kayalıklarla, sivri daÄŸlarla doldu. Görklü Tanrı’nın özene bezene yarattığı güzelim yeryüzü eÄŸri büğrü oldu. Erlik’in bütün yandaÅŸları yere döküldü; suya düşenler boÄŸuldu, aÄŸaca çarpanlar sakatlanıp can verdi, sivri kayaların üstüne düşenler öldü, hayvanlara çarpanlar hayvanların ayakları altında kaldılar.

<>Erlik, varıp Tanrı’dan kendine yeni bir yer istedi. “Benim göklerimin yıkılmasına sen izin verdin; barınacak yerim kalmadı” dedi. Tanrı, Erlik’i yerin altındaki karanlıklar ülkesine sürdü. Üzerine yedi kat kilit vurdu. “Burada gün ışığı, ay ışığı görmeyesin. Üzerinde sönmez ateÅŸler olsun. İyi olursan yanıma alır, kötü olursan daha derinlere sürerim” dedi. Bunun üzerine Erlik, “Öyleyse ölmüş kiÅŸilerin canlarını bana ver; gövdeleri senin olsun, canları benim” dedi. Tanrı, “Yo, onları sana vermeyeceÄŸim” dedi, “İstiyorsan kendin yarat”. Erlik eline çekiç, körük ve örs aldı. VurmaÄŸa baÅŸladı. Bir vurdu, kurbaÄŸa çıktı. Bir vurdu, yılan çıktı. Bir vurdu, ayı çıktı. Bir vurdu, domuz çıktı. Bir vurdu, Albıs (kötü ruh) çıktı. Bir vurdu, Åžulmus (kötü ruh) çıktı. Sonunda Tanrı, Erlik’in elinden çekici, örsü, körüğü aldı; ateÅŸe attı. Körük bir kadın, çekiç bir erkek oldu. Tanrı, kadını tutup yüzüne tükürdü. Kadın bir kuÅŸ olup uçtu. Bu kuÅŸ, eti yenmez, tüyü yelek olmaz Kurday denilen kuÅŸtur. Tanrı, erkeÄŸi de tutup yüzüne tükürdü. O da bir kuÅŸ olup uçtu; adına Yalban kuÅŸu dediler.

Bu olanlardan sonra Tanrı, insanlara “Ben size mal verdim, aÅŸ verdim. Yeryüzünde iyi, güzel, pak olan ne varsa verdim. Yardımcınız oldum. Siz de iyilik yapın. Ben, göklerime çekileceÄŸim, tez dönmeyeceÄŸim” dedi.

Yardımcı ruhlarına döndü: “Åžal-Yime; sen, rakı içip aklını yitirenleri, körpe çocukları, tayları, buzağıları koru. Onlara kötülük gelmesin. SaÄŸlığında iyilik yapmış olanların ruhlarını yanına al; kendini öldürenlerinkini alma. Zenginlerin malına göz dikenleri, hırsızları, baÅŸkalarına kötülük edenleri de alma. Benim için, bir de kaganları için savaşıp ölenlerin ruhlarını da yanına al, benim yanıma getir.

İnsanlar ! Size yardım ettim. Kötü ruhları (körmösler) sizden uzaklaştırdım. Körmösler size yaklaşırsa, onlara yiyecek verin, ama onların yiyeceklerinden yemeyin; yerseniz, onlardan olursunuz. Benim adımı söylerseniz korumam altında olcakasınız. Şimdi ben aranızdan ayrılıyorum, ama yine geleceğim. Beni unutmayın, geri gelmez sanmayın. Geri döndüğümde iyiliklerinizin, kötülüklerinizin hesabını göreceğim. Şimdilik benim yerimde Yapkara, Mangdaşire ve Şal-Yime kalacaklar; size yardımcı olacaklar.

Yapkara! Gözlerini dört aç. Erlik senin elinden ölenlerin canlarını çalmak isterse, MangdaÅŸire’ye söyle; o güçlüdür.

Åžal-Yime! Sen de iyi dinle. Albıs, Åžulbus yeraltındaki karanlıklar ülkesinden çıkmasınlar. Çıkarlarsa, hemen May-Tere’ye bildir. Ona güç verdim. O, kötü ruhları koÄŸar.

Podo-Sünku, Ay’ı ve GüneÅŸ’i bekleyecek. MangdaÅŸire, yeryüzünü ve gökyüzünü koruyacak. May-Tere, kötüleri iyilerden uzaklaÅŸtıracak.

MangdaÅŸire, sen de kötü ruhlarla savaÅŸ. Güç gelirse benim adımı çağır. İnsanlara iyi ÅŸeyleri, iyi iÅŸleri öğret. Oltayla balık avlamayı, tiyin (sincap) vurmayı, hayvan beslemeyi öğret”.

Sonra, Tanrı uzaklaÅŸtı. MangdaÅŸire, Tanrı’nın sözlerini yerine getirdi. Olta yaptı, balık avladı. Barutu buldu, sincap vurdu. Gün geldi, MangdaÅŸire kendi kendine mırıldandı: “Bugün beni yel uçuracak, alıp götürecek”. Bir yel geldi, MangdaÅŸire’yi uçurup götürdü. Bunun üzerine Yapkara insanlara “MangdaÅŸire’yi Tanrı yanına aldı. Artık, onu bulamazsınız. Gün gelecek, beni de yanına çağıracak. Nereye isterse oraya gideceÄŸim. Öğrendiklerinizi unutmayın. Tanrı’nın yargısı budur” dedi.

İnsanları kendi haline bırakıp o da gitti.

İkinci Yaratılış Destanı

Gök yoktu, yer yoktu. Yalnızca, sonu olmayan bir deniz vardı. Tanrı Ülgen (Aakay, Kurbustan), bu denizin üzerinde uçuyordu. Konacak sert bir yer arıyordu, bulamıyordu. Böyle uçarken gönlüne doÄŸdu. Bir ses “Önündeki nesneyi yakala” diye fısıldadı. Ülgen, bu fısıltıyı yineledi. Ellerini öne doÄŸru uzattı. O sırada su yüzüne bir taÅŸ çıkmıştı. Ülgen, taşı yakaladı, üzerine kondu. Taşın üstünde ne yapacağını düşündü. Uçsuz bucaksız suyun içinden Ak Ene (Ak Ana), süzülüp Ülgen’in karşısına çıktı ve “Yarat” dedi; üç kez yineledi. Ülgen “Nasıl?” diye sordu. Ak Ene “Yaptım oldu de, yaptım olmadı deme” dedi. Sonra, Ak Ene kayboldu. Bir daha da görünmedi. Ülgen, insanlara ÅŸu buyruÄŸu verdi. “Var olana yok demeyin; vara yok diyen de yok olur!”.

Ülgen, “Yer yaratılsın!” dedi; yer yaratıldı. “Gökler yaratılsın!” diye buyurdu; gökler yaratıldı. Böylece bütün dünyayı yarattı. Sonra, üç büyük balık yaratıp, yeri onların üzerine yerleÅŸtirdi. Balıklardan ikisini yerin kenarına, üçüncüsünü ortasına temel yaptı. Ortada bulunan balığın başı kuzey yönündedir. Bu balık başını eÄŸerse, kuzeyden yayık (tufan) olur. Başını daha aÅŸağı eÄŸerse, yeryüzünde su basmadık bir avuç yer kalmaz. Onun için bu balık, büyük bir zincirle bir direÄŸe baÄŸlanmıştır. Onu, Mangda-Åžire yönetir.

Ülgen, dünyayı yaratırken ay ve gün ışığının dokunduÄŸu Altın DaÄŸ’da oturdu. Bu daÄŸ, gök ile yer arasında idi. Dünya’nın yaratılışı altı gün sürdü. Yedinci gün Ülgen yatıp uyudu; sekizin gün kalktı…

Bizim Ay ve GüneÅŸ’imizin dünyasından baÅŸka, doksan dokuz dünya daha vardır. Bunların hepsinde birer uçmag (cennet), birer tamu (cehennem) vardır. Herbirinde insanlar bulunur. En büyük dünya, Han Kurbustan Tengere’dir. Bay-Ülgen, bu âlemin yönetimini yardımcılarından olan Mangızın Matmas Burkan adlı ruha vermiÅŸtir. Bu dünyanın yerinin adı Altın Telegey’dir. Cehennemi, Mangız Toçiri Tamu’dur. Bu tamuyu, Matman Kara adlı bir zebani yönetir.

Doksan dokuz âlemin ortancası, Ezre Kurbustan Tengere’dir. Ezre Tengere’yi, Belgein Keratlu Türün Musıkay Burkan’a verilmiÅŸtir. Yerinin adı, Altın Åžarka’dır. Cehennemi, Tüpken Kara Tamu’dur. Bu cehennemi Matman Karakçı yönetir.

KiÅŸioÄŸullarının bulunduÄŸu bizim dünyamız, en küçük dünyadır. Adına, Kara Tengere Dünyası denilir. Bu dünyayı, May-Tere yönetir. Cehenneminin adı, Kara TeÅŸ’tir. Bu cehennemi, Kerey Han yönetir. Bizim dünyamızın üzerinde otuz üç kat gök vardır.

Bay-Ülgen, birgün denize bakarken, suyun üstünde bir toprak parçasının yüzdüğünü gördü. Toprağın üzeri, insan gövdesine benzeyen bir kil tabakası ile kaplıydı. Ülgen, “Bu cansız toprak, kiÅŸi olsun!” diye buyurdu. Toprak, kiÅŸi oldu. Ülgen, ona Erlik adını verdi; olduÄŸu yere bıraktı. Erlik, giderek Ülgen’i buldu. Ülgen de onu yanına aldı; kendisine küçük kardeÅŸ yaptı. Bir zaman sonra Erlik, Ülgen’i kıskandı. Ondan daha güçlü olmak istedi. Ülgen’e imrendi, “Ben de onun gibi olmalıyım” diye düşündü. Düşüne düşüne Ülgen’e düşman oldu. Ülgen bunun yerine, MangdaÅŸire’yi yarattı. Sonra da, bizim dünyamızda yedi kiÅŸi yarattı. Bunların kemikleri kamıştan, etleri topraktan oldu. Kulaklarına üfledi, can verdi. burunlarına üfledi, akıl verdi. En sonra da, yine bir kiÅŸi yarattı ve May-Tere adını verdi. Ona “Bu insanları sen yönet” diye buyurdu.

Kaynak  http://www.biriz.biz/efsaneler/index.htm#Yaratilis

Share
Kategori: Guncel

Denizeakannehir